Ana Sayfa

Paylaş

 » Kategoriler

» Ask Hikayeleri

» Cocuk hikayeleri

» Dini Hikayeler

» Dostluk Hikayeleri

» Duygusal Hikayeler

» Efsane Hikayeler

» Fikralar

» Gebelik

» Gercek Hikayeler

» Gerekli Bilgiler

» Guzel Makaleler

» ibretlik Hikayeler

» ilginc Hikayeler

» Kadinca

» Kisisel Hikayeler

» Komik Hikayeler

» Korku Hikayeler

» Masallar

» Sesli Hikayeler

» Sevgi Hikayeleri

» Yemek Tarifleri

Gozlerini Gozlerimde

  Gozlerini Gozlerimde


Gözlerini gözlerimden ayirma hiç!..


Basladiktan tam 16 gün, 4 saat sonra siddet durdu. Nedensiz baslamis, nedensiz durmustu. En azindan çevredekiler öyle saniyorlardi. Askeri birlikler temkinli bir biçimde silahlarini indirdi. Itfaiye kirmizi isiklarinin tamamini söndürüp siren seslerini sonuna dek kisarak söndürme islemine giristi. O yaygarasiyla bilinen ambulanslar bile sessizdi. Öyle söylenmisti. En ufak bir çitirti bile felaketin yeniden baslamasina neden olabilirdi. Son 388 saat bunu herkese çok iyi ögretmisti.’
‘Her sey basladiginda henüz ortalik aydinlikti. Belki de isin vahameti bu yüzden anlasilamadi. Alevler ne kadar büyürse büyüsün ortalik aydinlikti ve olayin gerçeklestigi meydana gelmeden kimse yanginin ne kadar büyüdügünü anlayamiyordu. Sürekli bir yerler, sonra yeni bir yerler tutusuyordu arka arkaya. Eger bu bir terörist saldiriysa, böylesi, simdiye dek ne görülmüs, ne de duyulmustu. Sistematik bir biçimde yayilan yangin, sokaklardan mahallelere, meydanlardan sehrin merkezine dogru neredeyse yürüme hizinda yayiliyordu.
Trafik, sadece yanginin oldugu ve ilerledigi bölgede degil, o sehirle komsulugu olmayan illerde dahi tikandi. Sehrin ulasimi felç oldu. Böylesi bir durum daha önce hiç görülmemisti ve bu yüzden de deprem, sel baskini ve benzeri felaketler için bir plani olan yetkililerin eli ayagi birbirine dolasmisti. Insanlari evlerine sokmak mümkün degildi. Herkes yanginin geldigi bölgelerden uzaga kaçmaya çalisiyordu. Uzaga ama nereye?
Aksam haberlerinde, önce küçük televizyon kanallarindan birinde, ilginç bir görüntü yayimlandi. Küçük bütçeli kanalin araba bulamayan, meslege yeni girmis acemi muhabiri almisti bu görüntüyü. Diger muhabirler yangina bu kadar yaklasmaya cesaret edemezken, o yanlislikla yüzünü yalayan alevlerin ortasinda kalmisti. Kamerasini çalistirmis, bari ölürken kahraman olmak istemisti. Alevler uzaklasirken ölmemis olmanin hakli gururunu, yangin sebebinin en önemli kanitlariyla birlikte kamerasinda tasiyordu.
Bir adam! Orta boylu, kalabalikta dikkat çekmeyecek bir adam! Alevlerin ortasinda duruyordu görüntülerde. Ama öyle digerleri gibi saga sola kosusturmuyordu. Yanlislikla, kaçamadigi için alevlerin ortasinda kalmis degildi. Zira o nereye giderse alevler de onunla birlikte gidiyordu. O, alevlerin ortasinda degildi. Bir diger deyisle alevler onun çevresindeydi.
Küçük kanalin bunu göstermesinin hemen ardindan diger televizyoncular isin üstüne atladilar. Canli yayina belediye baskanlari, valiler ve polis müdürleri baglandi. Olayi arastiriyoruz diyordu herkes. Ama kimse bilmiyordu neyin ne oldugunu iste. Salak degil, sadece donanimsiz ve bilgisizdiler.
Ertesi sabah, sehrin köprülere kadar olan kismi alevlerle bogusurken ilk kez ciddi fikirler ortaya atilmaya baslandi. Bunda; gece boyunca saga sola anlamsizca kosusturup duran televizyonlarin yorgunluktan bitap düsüp saçmalamayi kesmesinin, akilli uslu gazetecilerin gazetede yazdiklarinin yayimlanmasinin büyük payi vardi. Piromani diye bir seyden bahsedildigini duymustu bir gazeteci ve bunun olasiligi üstünde duruyordu. Bu aslinda psikolojik bir terimin adiydi. Yangin çikarmak için saplantili olan, psikolojik bozuklugu olanlara piroman deniyordu. Diger taraftan beyin gücüyle isiyi belli bir noktaya odakla***** yangin çikarabilen kisiler için de bu sözü söylemek mümkündü. Dogrulugu bile tartisilirdi. Simdiye dek bazi vakalarin görüldügü öne sürülüyordu ama yine de bu derecede büyük ve önemli kanitlar ele geçirilememisti. Uzmanlar çagrildi. Sabahtan küçülen alevler öglene dogru yeniden göge yükselmeye basladi. Öglene dogru gelen uzmanlar bunun piromanin uyumasindan, daha sonra da uyanmasindan olabilecegini öne sürdü ki bu gayet akla yakin bir yaklasimdi.
Ögle saatlerinde yanginin ilerlemesini durdurabilmek için bu kisinin durdurulmasi gündeme geldi. Öyle ya, eger alevler onunla beraber ilerliyorsa o ilerlemezse yangin da ilerlemezdi. Fikir begenildi. Zaten sehir içi bazi limitlere gelinmisti. Sehri ortadan ikiye bölen suyun üstünden geçen genis bir köprü vardi. Eger neredeyse tamami yanip kül olmus sehirde bir taraftan digerine geçilmek isteniyorsa, bu köprü mutlaka kullanilmaliydi. Her ne kadar olayi kiyamet gününün habercisi olarak gören bir takim yobazlar “o gerekirse uçarak da geçer” gibi entelektüel yorumlar yapiyorsa da bu herkese çok mantikli geldi. Acaba bir piroman suya düserse ne olur? Iste bu, herkesin aklindaki soruydu ve köprüde durdurulmaktan bunu anliyordu herkes. Intikam duygulari kabarmisti insanlarin!
Köprünün girisinde, diger tarafta barikat kurmus olan tanktan bir ses duyuldu: “Suçlu! Dur ve teslim ol. Canin yanmayacak” Bu sahneler hemen tüm televizyon kanallari tarafindan dakikasi dakikasina çekiliyor, neredeyse bütün dünya yayini canli olarak izliyordu. Herkes nefesini tutmustu. Sarf edilen her kelime dünyanin degisik dillerine çevriliyor, her adim ve bakis aninda canli yayindaki psikolog ve doktor ordusu tarafindan yorumlaniyordu. “Suçlu yanlis kelime” dedi uzmanlardan biri kanallardan birinde, “mutlaka bu onu daha çok kizdiracak, içindeki nefretin büyüyerek alevlere dönmesine neden olacak. Söylenecek dogru kelime “hey sen” olmaliydi!
Suçlu bunlari duymamisti. Duysaydi belki hak verirdi, ama duymadi. Ne var ki karsisinda tanklarin arkasindan emir veren sesi kesinlikle duymustu ve simdiden ondan nefret ediyordu. Öyle bir nefret ki! Bir önceki gün “o”ndan ettiginden de fazla. Bunun için amyant kiyafetinin altindan seslenen adama daha önce kimseye bakmadigi kadar dikkatle bakti. Kim bilir belki de bir gün önce gördügü adam gibi baskalarinin karilariyla yatiyordu, aileleri dagitiyordu. Kim bilirdi? Kimin neyi bilip bilemeyecegi bir yana, amyant elbisenin içinde bir parlama oldu. Neler olup bittigini kimse anlayamamisti ki amyant elbisenin içindeki adam elindeki hoparlöre, dünya basin tarihinin en çirkin canli yayin çigliklarini armagan etti. Etrafindakilerin anlamsizca çirpinmalari, “üstüne su sikin, kum dökün” saçmalamalari arasinda eriyip gidiverdi adamcagiz.
Kimse yayini kesememisti. Hiçbir yorumcu olayi yorumlayamadi. Herkes agzi bir karis açik olayi seyretti. Latin Amerika ülkelerinden birinde, oranin saatiyle gece yarisi canli yayini seyretmekte olan 6 yaslarinda bir çocugun “e ates etseler ya” sözünü dinlemisçesine, çevresindeki herkesin saskin bakislari arasinda bir askerin parmagi tetigi sivazladi ve yüklenip horozu düsürdü. Hizla ilerleyen kursun piromanin sol omzunun üç santim üstünden, kulak memesinin birkaç milim altindan geçip gitti. Bu hareket, bardagi tasiran son nokta olmustu. Bardak oldukça “caf cafli” bir biçimde tasti. Tüm silahlarin içindeki kursunlar tetik yardimiyla degil, yolun karsi tarafinda duran adamdan gelen isi tarafindan silahlarin içinde patladi. Orada barikat kurmus hemen tüm güvenlik görevlileri ya öldü, ya da ikinci dereceden iyi olmayan yaniklara kavustu.
Piroman köprüyü geçti. Sehrin diger tarafina ulasti. O ve onu takip eden gün boyunca ne kadar cin fikir varsa onun üstünde denendi. Dürbünlü tüfekle çok uzaktan ates etme denemeleri, kursunun adama varmadan bir sekilde sekmesiyle son buldu. Uzmanlar bunun kursunun hava katmanlarinin farkli sicakliklar yüzünden ayni suya giren bir kasigin görüntüsünün kirilmasi gibi kirilmasi yüzünden oldugunu belirtti. Suyun üstünden seken bir tas gibi kursun farkli sicakliklar arasinda yön degistiriyordu. Bunun yaninda el bombalari ve hatta tank mermileri dahi ulasamadi piromana.
“Yorulmayacak mi, gücü bitmeyecek mi” sorularinin her birine siki bir yanitti piromanin düz ama kararli yürüyüsü. Otoyoldan yürümesini saglamak, girislere barikat kurup oradan geçmesini engellemeye çalismayi denedi yetkililer. Ama olmuyordu iste. Zira o agir gitse de bir otomobil degil, bir yayaydi iste. Gerekirse banketlerin üstünden atlayip çimenlerin üstünden yürüyebiliyordu. Bütün sehir atlanan her engelden sonra daha bir panige kapiliyordu. Sira kendilerine geliyordu ve üstelik kararli adimlarla geliyordu. Nereye dogru gidiyordu sorusunun cevabi çok yoktu. Gökten takip eden helikopterlerden birinin fazlaca asagi inmesi ve benzin deposunun parlamasiyla havadan takibin de çok akillica olmayacagina karar verildi. Bu karara uymayan bir televizyon helikopteri düsüp içindekiler basin sehidi olduktan sonra piroman sahis olarak gözden kayboldu. Nereye gittigi sadece alevlerden takip ediliyordu artik.
Altinci günde piromanin muh***** gidis istikametindeki tüm sehir bosalmisti. En azindan nispi olarak insan kayiplari azalacakti bundan sonra. Zaten artik yakip yikma zamanlari da sona ermisti. Piroman aptal bir Godzilla degildi. Onun gibi ilerliyor olsa da o bir insandi. Muhakeme yetenegi vardi. Digerlerinin onun atesinin takip ederek nereye gittigini anladigini çözdü ve zaman zaman ortaya çikarak ortaligi yakip yikmaya basladi.
O ana kadar yapilmis en zekice plani sekizinci gün sabahi bilim adamlariyla konusan yetkililer ortaya koydu. Sonuçta bu adam bir seyler yiyip içiyordu. Restoranda garsonlardan hizmet almadigina göre yolda buldugu seyleri yiyip içiyordu dogal olarak. Müthis planla piromanin gitmesi muh***** yerlerdeki büfelere uyku ilaçli ve hatta zehirli yiyecek ve içecekler kondu. Sonuçta piroman bir sekilde bunlari yiyecek ve etkisiz hale getirilecekti. Dahice bir plandi bu. Ne var ki plani uygulamaya koyacak olanlarin müdürleri salakti. Bir politikaci halkina umut verebilmek için ekranlara çikarak “Bugün içinde piroman kesinlikle etkisiz hale getirilecektir” dedi. Gazeteciler nasilini sordular, politikaci mirin kirin etti. Gazetecilerden biri “atom bombasi atip tüm sehirle beraber onu da mi gömeceksiniz” gibi dahiyane bir komplo teorisi yaratinca (ki bu konu gerçekten de düsünülmüs ama kabul görmemisti) “Yok artik” dedi politikaci, “biz halkimiz için çalisiyoruz, onu zehirleyecegiz”.
Herkesin yüregine su serpildi. Piroman dahil. Daha önce de belirtildigi gibi piroman ne bir hayvan, ne de salakti. Üstelik televizyon seyredebilme yetenegine de sahipti. Neler olup bittigini gördü, yolunu degistirdi, biraz da yiyecek stoku yapti ve isin içinden siyrildi. Belki de insanligi kurtarabilecek tek dahiyane plan bu sekilde çöpe gitti.
Dokuzuncu gün aksami, büyük televizyon kanallarindan birinde, inanilmaz bir haber yayimlandi. Tüm dünya bu haberi agizlari açik seyretti. Piroman bir canavar degildi. Piroman bir aile babasiydi. Çocugu yoktu henüz ve hatta olamayacakti da. Sorun karisindaydi ama akrabalarin tanikliklariyla bunun sorun edilmedigi ögrenilmisti. Komsularin, hayatta kalanlarin verdigi bilgilere göre bir süredir aile içinde kadin tarafinda huzursuzluk yasaniyordu. Kadin bir süredir ekonomik kriz yüzünden evinde oturmaktaydi. Ve evine tanimadik, bilmedik insanlar girip çikiyordu. Sag kolu ve bacagi erime derecesinde yanmis olan komsu, piromani degil karisini suçluyordu. “Yazik degil mi o adama, o kadar munis kocayi sabah aksam boynuzluyordu o kadin” diyordu. Öyle bir boynuzlama ki, olay efsane boyutlarina gelmis, sabah aksam ayri ayri erkeklerin geldigi bir hikaye haline dönüsmüstü. Herkesin içi kalkti bu hikayeye. Zaten olayin baslangiç noktasinda bulunan erimis ve yataga karismis cesetler olayi dogrular nitelikteydi. 20 yasinda bir internet müdavimi teshis edildi olay yerinde.
Küçük ve haber yapmaya parasi yetmeyen kanallar hemen olayi köpürtmeye basladi: “Sizin kariniz size bunu yapsa ne kadar alev çikarirdiniz” sorusu haberlerin yerini aldi. Bir takim feminist gruplar aldatan kadinin öldürülmesi dogru mu sorusunun tartisilmasini bile abes bulduysa da bütün ülkede ve hatta dünyada kadina lanet okundu. Bir takim uç görüslü gruplar ev ahlakinin gitmesiyle, özellikle internetin yayginlasmasiyla bu gibi olaylarin arttigini, dünyanin sonu geldigini söylemeye basladi. Piroman, herkesin gözünde bir anda yakip yikan canavar seklini kaybedip içindeki alevleri bastiramayan kandirilmis koca haline dönüstü. Bir anlamda sempati kazandi. Hatta yukarida adi geçen uç gruplar için dünyanin sonunu hazirlayan mesihin ta kendisiydi piroman. Bu bilgilerin açiga çikmasinin akabinde tüm dünya bu konuyu tartisti. Birçok ülkede karisini yakan adamlar oldu, en az iki adet kocasini yakma vakasi tespit edildi.
Olayin baslangicindan 16 gün ve 3 saat sonra artik neredeyse kaniksanmisti ülkenin basina gelenler. Her sey bütün hiziyla sürüyordu ama gazetelerin mansetlerine baska seyler gelmeye baslamisti bile. Artik doyasiya politika tartisiliyordu ülkede. Hatta zaman zaman spor haberlerinin dahi konusuldugu oluyordu. Yabanci basin olayi çoktan birinci sayfalarindan düsürmüstü. Dünyanin süper güçleri buna bir çare bulacakti eninde sonunda. Ama ülkenin tüm güvenlik birimleri bu isle ugrasiyordu.
Piromanin içi hala yaniyordu. Karisini o adamla gördügü anda yüzündeki ifade hala alev saçan gözlerinin önündeydi. Kapiyi açip içeri girdiginde o çocuk elbette ki duymamisti ve görmemisti onun geldigini. Ama karisi biliyordu onun evde oldugunu. Hatta odadan içeri girdiginde herhangi bir toparlanma, kendine çeki düzen verme gibi bir zahmete bile katlanmamisti. Sonuna kadar devam etmeye kararliydi adeta. Ve hatta gülümser gibi olmustu biyik altindan. Oysa ne güzeldi evlilikleri, nasil yolundaydi her sey. Bu kadar kolay miydi birini aldatmak, silip atmak!
O anda alninda bir damarin sistigini, öfkesinin gözlerinden bosaldigini hissetti. Yanaklarindan akan göz yaslarinin yanagindan buharlastigini fark eder gibi oldu. Ve karisinin o biyik alti gülümsemesi çiglik atmak için firsat kollayan bir bebeginkine dönüstü. Karisinin saçlari tutustugunda hiç sasirmadi sanki piroman. Parmak uçlari erimeye baslarken gerçekten sasirmisti. Ama öylesine iyi gelmisti ki içindeki nefret dalgasina. Sonra adami yakti bagirta çagirta. Yanmanin boyutlarini da ayarlayabiliyordu. Evin kapisini yakarak çikarken komsular üstüne üstüne geldi. Yanlarinda oturan ve her aksam bagira çagira televizyon seyreden sisko adamin yanmasina özellikle üzülmedi. Gerisini de umursamadi zaten.
Fakat 16. gün ve 3. saatte mucizevi bir sey oldu: Ani bir kararla yolunu degistirip hiç gitmemesi gereken bir yere dogru gidince, parlak kiyafetler giymis yesil gözlü bir kiz çikti karsisina. Muh*****en bir çingene kiziydi o. Ama ne çingene kiziyd! O gözler ilk kez aklini basindan aldi piromanin. Yangin dalgasinin kesilmesi arkasindan gelen ekibi sasirtti ve o alana dogru yönelmelerine neden oldu. Herkes bu kiza dikkatle bakan piromani görünce saskinliktan küçük dilini yuttu. Kiz korkmus muydu, yoksa bilerek mi yapmisti bilinmez, ama öyle put gibi dikilip kalmisti adamin karsisinda. Adama görünmeden arkadan yaklasmayi deneyen bir özel harekat sorumlusu için gözünü ayirdigini ve yaktigini saymazsaniz gözünü hiç kaçirmadan dik dik bakmayi sürdürdü adam. Görünen o ki o kiza baktikça yangin tehlikesi uzaklasmis oluyordu.


Tüm dünya kameralari tekrar piromanin üstüne dönerken ince, ciliz, oldukça yorgun fakat umutlu bir sarki sesi duyuldu içinde bulunduklari sehir banliyösü sokaklarinda piromanin agzindan:




Gozlerini Gozlerimde Hikayesi 4 Agustos 2010, Çar?amba günü  Hikayece eklenmiş ve 352  kişi tarafından okunmuştur.


© 2010    SiteMap