Ana Sayfa

Paylaş

 » Kategoriler

» Ask Hikayeleri

» Cocuk hikayeleri

» Dini Hikayeler

» Dostluk Hikayeleri

» Duygusal Hikayeler

» Efsane Hikayeler

» Fikralar

» Gebelik

» Gercek Hikayeler

» Gerekli Bilgiler

» Guzel Makaleler

» ibretlik Hikayeler

» ilginc Hikayeler

» Kadinca

» Kisisel Hikayeler

» Komik Hikayeler

» Korku Hikayeler

» Masallar

» Sesli Hikayeler

» Sevgi Hikayeleri

» Yemek Tarifleri

Ramazan Masali

  Ramazan Masali


Bir Ramazan Masali
Bir varmis, bir yokmus. Adi bilinmeyen uzak daglarin ardinda, hiç kimsenin duymadigi bir ülke varmis. Bu ülkede insanlar büyük büyük isler yaparlarmis; daha dogrusu öyle oldugunu zannederlermis. Isleri büyük olunca, her anlari çok yogun olurmus. Artik kimse kimseyi görmez olmus ülkede... Sabah erkenden uyanan halk, isbasi yapar; aksama kadar isinin basindan ayrilmazmis.

Dedik ya; büyük islerin adamlariymis onlar!.. O yüzden, ne dogarken, ne de batarken; onlari hiç ilgilendirmezmis günes... Ne bahar geldiginde kirlarda açan papatyalar, ne sonbaharda dökülen yapraklar dokunurmus yüreklerine... Onlar papatyalarin suyunu sifa diye satmayi, sonbaharda kis öncesi yakit giderini azaltma planlari yapmayi severlermis. Kiyida kösede kalmis hastalar, fakirler ve yaslilar; kiyida kösede kalirmis onlar için...
"-Hayat, bu iste!.." derlermis. "Hastalanirsan devre disi olursun. Yaslilik pilin bitmesi, is gücünün azalmasidir."
Fakirler içinse kimse tek lâf etmezmis. Onlar, hiç yokmus bu ülkenin gündeminde...
Gel zaman git zaman; bir gün sokaklarda tellâllar bagirmislar.
"-Duyduk duymadik demeyin! Padisahimiz agir bir hastaliga dûçâr olmustur. Herkes, sifasi için elinden geleni yapsin; duâsi makbûl olanlar el açsin; sifâdan anlayan hekimler saraya adim atsin!.."
Pek duâ eden olmamis ama; "Nasil sifa oluruz?" diye düsünen hekimler, ülkenin dört bir yanindan saraya akin etmisler. Bir de ne görsünler; padisah kocaman olmus!!! Masal bu ya; padisah yemek yemeye çok çok düskün bir adammis.
"-Ülkeyi yöneten adam öyle mi olurmus?" demeyin, masal iste!
Padisah yemek yiye yiye hasta olmus; vücudu kocaman olmus. Artik ne oturabiliyor, ne kalkabiliyormus. Hiç kimildamadan öylece yatiyormus padisah!.. Sanki midesi dag olmus. Öyle büyümüs ki, midesi, bedeninde kalbine hiç yer kalmamis. Ise bakin siz, mide büyüyünce, kalp küçülür, katilasirmis.
Hekimler, padisaha ilaçlar yapmislar. Az yesin diye midesini küçültmeye çalismislar, ama kâr etmemis. Hele kalbi için kimse bir sey yapamamis. Belki beslenir de büyür diye, gözyasi takviyesi yapmislar damarlarindan. Nâfile, o da ise yaramamis.
Padisahin yakinlari ümîdi kesmisler. Ama kalbi saglam bir hekim:
"-Allah`tan ümit kesilmez!.." demis. "Bu sözümü yabana atmayin! Ümit, kullarin en saglam ipidir."
Onlar da, ümitlerini yeniden yeserterek beklemeye baslamislar. Bu güzel ve mânâ katilmis bekleyis, ben diyeyim bes gün, siz deyin bes ay, devam etmis.
Bir gün, ülkenin sinirlarindan içeriye yasli bir adam girmis. Yasli dediysem, âsasi olanlardan degil, gözü ve gönlü yasli olanlardan... Lâkin, kimse bilmezmis gözünden çikan yaslari, gönlündeki siziyi... O, dimdik, dupduru gezmeye baslamis, Allah`in yol verdigi bu ülkede.
Az gitmis, uz gitmis, dere tepe düz gitmis. Geçtigi dereler-tepeler senlenmis. Yol boyu agaçlar, serçeler ve karincalar fark etmis, bu adamda bir baskalik oldugunu... Agir agir yürüyormus adam; karmakarisik bir hayata alisik ülke insanlarina inat, her âna anlam katiyormus. Günese gülümsüyor, karincalara yol veriyormus. O yürüyor, ardindan bir "huzur" rüzgari birakiyormus efil efil... Böyle bir huzura alisik degilmis insanlar. Ve onlar da durup derin derin içlerine çekmisler huzur rüzgarini. Hayat yavaslamis ülkede. Bir adam, tek basina nasil degistirebilirmis bunca seyi, sözsüz, kelâmsiz?! Sasirmislar... Nihayet; yolunu kesip adini sormuslar. Durmus adam, tebessüm etmis:
"-Ramazan..." demis.
Ramazan`in yürüyüsü devam ediyormus. Ünü her yere yayilmis, saraya kadar ulasmis. Ümidi kusanmis saray halki, Ramazan`i bir lutuf saymislar ve saraya dâvet etmisler.
Saraya giren Ramazan, lükse, satafata hayret etmis. O geldiginden beri çoktan ülke gündemine düsmüs gerçi fakirler... Ama, bu israf kanina dokunmus; üzülmüs, kalbine yaslar inmis. Onu alip götürmüsler, hasta padisahin huzuruna... Ramazan, içeri girince bir daha sizlamis kalbi, yine islanmis. Kocaman bir bedenle, kimildamadan yatan padisaha yaklasmis; egilip kalbini dinlemis. Ne cilizmis kalbi; ah ne zayif!...
Padisahin yakinlarina dönmüs Ramazan;
"-Bu hastaligin hekimlik dilinde adi; sismanliktir. Mânevi âlemde ise biz buna «agir ruh hastaligi» diyoruz."
"-Peki, çare nedir?" diye sormuslar.
"-Çare Allah`tir, Allah`tandir. 30 gün, 30 gece kalacagim bu ülkede... Ilan edin halka; 11 ay bedenler doymustur; bir ay ruh doyacak! Fakirler kardes bilinecek, duâlari alinacak. Ve zamanin kiymetini bilecek bütün insanlar. Seheri, sabah bilecek; «vaktin oglu» olma yarisina girecekler!"
"-Vaktin oglu mu?" demisler, sasirmislar.
"-Biz ona «ibn-ül vakt» deriz. Ancak bu hâle erisenler, aldiklari nefesi hissedebilirler, cigerlerinin her kösesinde... Böylece, kalbin her atisi bir hayra alâmet olur."
Sonra padisaha dönmüs, Ramazan:
"-Sen de biraz iyilik yap. Hâl-hatir sor güle, böcege!.. Tâ ki, kalbinin ‘tip tip`larini duyasin..."
Bunlardan sonra, saraydan çikmis Ramazan. Ardinda, rüzgarini bekçi birakmis. Ülkenin her sehrini, sokagini, yaylalarini, irmaklarini, ovalarini dolasmis. Bir ay sürmüs yolculugu... Bir aksam ezani vakti, terk etmis ülkeyi. Bir dahaki seneye niyetlenmis; yine gelmeyi, yine düzen, yine sekînet getirmeyi...
Burda da masal bitmis.
"-Bu masalda hiç mi kötü yok?" diye sormayin. Ramazan bir yere geldiginde; bütün kötüler, esir edilirmis bilinmez bir yerlerde.
Gökten üç rahmet inmis; biri padisahin ciliz kalbine; biri "vaktin oglu" olabilenlere, biri de Ramazan`in rüzgârini yüreginde hissedenlere...




Ramazan Masali Hikayesi 5 Ocak 2012, Per?embe günü  Hikayece eklenmiş ve 118  kişi tarafından okunmuştur.


© 2010    SiteMap