Ana Sayfa

 » Kategoriler

» Ask Hikayeleri

» Cocuk hikayeleri

» Dini Hikayeler

» Dostluk Hikayeleri

» Duygusal Hikayeler

» Efsane Hikayeler

» Fikralar

» Gebelik

» Gercek Hikayeler

» Gerekli Bilgiler

» Guzel Makaleler

» ibretlik Hikayeler

» ilginc Hikayeler

» Kadinca

» Kisisel Hikayeler

» Komik Hikayeler

» Korku Hikayeler

» Masallar

» Sesli Hikayeler

» Sevgi Hikayeleri

» Yemek Tarifleri

Marangoz

  Marangoz


YILLARIN marangozuydu. Saçlarini o küçük atölyesinde agartmisti. Eskisi kadar isi yoktu artik. Fabrika mamulü esyalar piyasayi istila etmisti. El isi özel imalat meraklilari disinda kimse gelmiyordu dükkânina. Hani neredeyse birer sanat eseri olan masalar, sehpalar, kitapliklar yapar, geçimini bununla saglardi. En iyi tahtalari kullanir, görülmedik bir özenle çalisirdi.

Tahta mi gerekiyor, keresteciye mutlaka kendisi gider; ceviz, gürgen, çam cinsinden en iyi tahtalari bizzat seçip alirdi. Üzerlerinden en az bir yil geçmedikçe bu tahtalari asla kullanmaz, kurumalarini beklerdi. Bu yüzden de yaptigi eserlerinde en küçük bir ayrilma, egilme, bükülme olmazdi. Imal . ederken pek az çivi kullanirdi, “Demir çivi esyanin ömrünü kisaltir” derdi.

Isinde gayet titizdi. Az konusur, sorulan sorulara kisa cevaplar verir, ücret konusunda hiç pazarlik etmezdi. Taniyanlar bilirlerdi bu huyunu, tanimayan müsteri gelir de fiyata itiraz ederse, sözü uzatmaz, “Ben hakkimdan fazlasini istemem” der, pahali geliyorsa baska bir marangoza gitmesini söylerdi. Sinirliydi biraz, bu huyunu bilir, kimseyle tartismamaya çalisirdi.

Sabah namazindan beri çalisiyordu. Bir hayli yorulmustu. Siparis edilen bir masayi daha bitirdikten sonra, “Bugünlük bu kadar yeter” deyip oturdu. Kurban bayramina üç gün . kalmisti, kurbanlik almasi gerekiyordu. “Bir bardak çay içeyim de ondan sonra giderim” dedi. Kendi kendine konusurdu yalniz zamanlarinda. Emektar aletleriyle sohbet ederdi bazen. Bunlar onun organlari gibiydi.

Iki dükkân ötedeki çay ocagina gitti, selam verip bir sandalyeye oturdu. Onun her zaman “orta açik çay” . içtigini bilen garson, sormaya bile lüzum görmeden getirdi çayini. Sekeri karistirirken, kendisi gibi emektar ustalardan biri olan arkadasi kapida belirdi. Sonra da gelip yanina oturdu. Tornaciydi adam. Son zamanlarda iyice yaslanmis, isini göremez olmustu. Dalgindi, hüznün resmi mürtesemdi yüzünde.

Söz kurbandan açildi, konustular . bir iki satir.
.
“Biraz sonra gidip kurbanlik alacagim” dedi marangoz.

Tornaci dalgin gözlerle marangozun yüzüne bakiyordu. Söyleneni isitiyor ama anlamiyordu. Marangoz farkina vardi bunun:

“Canin sikkin” dedi.

“Evet.”

“Sebep?”

“Bir talebe var... Üniversitede okuyor.”

“Ne var bunda?”

“Önüm sira yürürken birden yere yikildi çocuk.”

“Niye?”

“Kaldirdim hemen. Sebebini sordum. Önce söylemek istemedi. Israr ettim... Açliktan basi dönmüs...”

“Kimi kimsesi yok mu peki?”

“Gurbet hali, bilirsin. Arkadaslari var gerçi. Bizim binanin bodrum katinda kirada . oturuyorlar. Hepsi memleketlerine
gitmisler.”

“Bu niye gitmemis?”

“Gidememis. Para beklemis ama gelmemis parasi. Ailesi fakirmis anlasilan, gönderememisler. Cebindeki üç bes kurus da bitince aç kalmis. Kimselere söyleyememis derdini.”

Marangoz sakaklarini ovdu bir süre. Iri bir eli, nasirli parmaklari . vardi. Âdetiydi, cani sikildi mi iyice bastirarak alnini, sakaklarini, göz çukurlarini ovardi. Tornaciyi ilk kez görüyormus gibi bakarak sordu:

“Sen ne yaptin peki?”

“Ne yapacagim” dedi Tornaci, “aldim eve götürdüm. Allah ne verdiyse beraber yedik. Lakin fazlasini yapamadim. Benim de meteliksiz zamanima rast geldi. Kalktim buraya geldim, belki bir is çikar diye.”

“Çikti mi peki?”

Tornaci “Nerde o eski günler!” dercesine elini sallayip sustu. Önüne konan çayi karistirmaya basladi. Seker atmayi unutmustu.
.
Marangoz da susuyordu. Bir yanda evde kurban bekleyen hanimi vardi, öte yanda parasizliktan yere yikilan bir garip talebe. Elini cebine atti, bütün parasini çikarip tornaciya uzatti:

“Götür ver!” dedi, “Söyle ona, memleketine gitsin.”

Tornaci hayretle bakti:

“Hepsini mi?”

“Hepsini.”

“Kurban alacaktin hani?”

“Allah kerim!” dedi Marangoz, baska da bir sey söylemedi.

Uzunca sustular. Tornaci parayi cebine koyup gitti. Marangoz da atölyeyi kapatip evin yolunu tuttu. Yürüyerek gitmek zorundaydi, son parasini da çayciya vermisti çünkü.

Evde, “Kurbanlik almadin mi Bey?” diyen hanimina da Tornaciya verdigi cevabi verdi:
“Allah kerim!”

Kadin baska soru sormadi. Tanirdi kocasini. Sessizce sofra hazirlamaya basladi.

Ikinci gün tekrar atölyesine gitti Marangoz. Is elbisesini giyip tezgâhinin basina geçti. Çam ve tutkal kokuyordu atölye. Yillardir bu kokuyla yasamisti. Bu koku elbisesine . de siner, her nereye gitse onunla gelirdi. Eline planyayi aldi, ise baslayacakti ki kapida bir adam belirdi:

“Merhaba usta!”

“Merhaba!”

Adam esikte duruyordu, arkasi günese dönük oldugu için yüzü iyi seçilmiyordu. Marangoz . taniyamamisti. Adam anladi durumu, bir iki adimda içeriye girdi.

“Beni taniyamadin . galiba.”

“Evet.”

“Üç ay kadar önce sana bir is yaptirmistim. Çalisma odam için masa, sehpa, kitaplik falan... Paranin . bir kismini
vermis bir kismini sonraya birakmistim. Simdi hatirladin mi?”

“Hatirlar gibi oldum. Gebzeliydin galiba.”

“Evet... Ya usta, kusura bakma, parayi geciktirdim. Bir türlü yolum düsmedi buralara. Sen de arayip sormadin.”

Cebinden bir deste para çikartip uzatti Marangoza:

“Buyur. Bayram yaklasti, lazim olur. Hakkini helal et.”

Marangoz parayi alip tezgâhin üstüne koydu.

“Buyur bir çay iç” dedi.

“Sag ol usta, baska zaman. Arabayi çalisir vaziyette biraktim. Bana müsaade.”

Ustanin elini sikip gitti adam.

Marangoz parayi saydi.

Kurban bayrami için ayirip da sonra Tornaciya verdigi paranin tam iki katiydi!

En küçük bir hayret ifadesi belirmedi yüzünde. Hafifçe gülümsedi ve “Allah kerim!” dedi.

 

 




Marangoz Hikayesi 1 Eylul 2010, Çar?amba günü  Hikayece eklenmiş ve 526  kişi tarafından okunmuştur.


© 2010    SiteMap