|
Kotuler Bakamaz
|
Kotuler Bakamaz |
Bir varsa bin yokmus. Yeni zaman içinde, her yer duman içinde, Sputnik firfir döner iken, atom çatlar patlar iken, ben küfeyi devirmis yatar iken, yeryüzünün bir ülkesinde çok zengin bir hazine varmis. Paradan puldan yana tamtakir olan bu hazine, deger biçilmez tarihi esyalarla tiklimtiklim dolu imis. Hem de ne esyalar... Yedi ülkenin topraklarini çignemis atlarin nallari, altin islemeli sirma püsküllü kirbaçlar, uzun uzun kiliçlar, süslü yataganlar, zagli palalar, islemeli kalkanlar, hep bu hazinede dolu imis. Hele bu kirbaçlar o kadar süslü püslü imis ki, bu güzel kirbaçlara bakinca, bunlarin, hayvan sagrilarinda saklatmak için mi, yoksa güzel esir kadinlarin kalçalarini gidiklamak için mi yapildigini insan anlayamazmis. Kiliçlar öyle uzun, öyle kocamanmis ki, bu kadar kocaman kiliçlarla savasçilarin karsisinda, olsa olsa ancak ya deve, yada fil olabilirmis. Bütün bunlar öyle degerli esyalarmis ki, bunlari satin almaya yeryüzündeki bütün paralar yetmeyecegi için bunlarin kaç para ettigini hiçbir zaman kimse bilmezmis. Ama bunlarin, çok degerli esyalar olduklari, hazine dairesinde sikisiki saklanmalarindan koruyucu askerlerin de o hazineyi gece gündüz beklemelerinden belli imis. Gelgelelim, bu esyalarin ne kadar büyük degeri oldugunu herkes anlayamazmis. Bunlar hazineden çikarilip da yol üstüne atilsa, hiç kimse basini çevirip bunlara bakmazmis bile. Bunlarin degeri, ancak hazineye konulunca belli olurmus. Baska ülkelerin hazineleri bu kadar zengin degilmis. Degilmis ama, onlarin hazinelerinde bir mücevher varmis ki, öyle bir mücevher de bu hazinede yokmus. O ülkede yasayanlar, «Nasil edelim de söyle bir mücevher de biz ele geçirelim!» diye düsünür dururlarmis. Bir de o mücevherlerden olsa kendilerinde, onlarin hazinesi yeryüzünün en zengin hazinesi olacakmis. Ama o mücevheri bulmak, ele geçirmek, yapmak, çok, ama çok zormus. Çünkü bu mücevher, yüzlerce, binlerce insandan yapilirmis. Ne kadar çok insandan yapilirsa, mücevherin degeri o kadar artarmis. Baska ülkelerin hazinelerindeki bu mücevherin en büyügü yumurta kadarmis. Bunlar, o mücevherin ceviz hatta findik kadarina bile çoktan fitmisler. Bu mücevherin özü demirdenmis, ama toprak altindan çikan, bildigimiz demirden degil. Bu mücevherin demiri, insan kanindaki demirden olurmus. Bir insanin bütün kaninda, bir miligramdan bile daha az demir olduguna göre, o mücevherin findik kadarini bile yapabilmek için, binlerce insanin kanlarini vermesi, bu ugurda ölmesi gerekirmis. Kandaki demirden yapilan mücevher piril piril parlarmis. Bakinca isikli pariltisina gözler dayanamazmis. Altin pariltisi, yaninda sönük kalirmis. Günesten bile parlakmis. Bu parlaklik, insan gözündeki, insan beynindeki fosfordan elde edilirmis. Binlerce insanin beynindeki. gözündeki fosfor, kandan çikarilan demirin üstüne sürülürmüs. Öyleki. bu kan demirinin üstünde milyonlarca küçücük göz, isil isil yanarmis. boncuk boncuk parlarmis. Bu mücevheri yapabilmek için binlerce kisi, kanlarini, beyinlerini, gözlerini vermeliymis. Ama is bu kadarla da bitmezmis ki... Mücevherde, kan demirinden, beyin ve göz fosforundan baska, yine insan canindan süzülmüs magnezyum alevleri yanar, karbon parçaciklari parlar, sodyum, potasyum, kalsiyum kristalleri, klorofil renkleri içinde isildarmis. Binlerce insanin kemiklerinden çikan kalsiyumla ancak findik kadarcik bir mücevher yapilabilirmis. Bundan baska bu mücevher, birdenbire yapilmazmis. Bir gün, bir hafta, bir ay, bir yilda degil... Yüzlerce yilda, küçücük parçalar birike birike, ancak bir findik kadar mücevher elde edilebilirmis. Dünyanin en zengin hazinesi kendisinde olan ülkenin krali, nazirlari, hazinelerinde deger biçilmez at nallari, süslü kirbaçlar, islemeli yularlar, kiliçlar, paralar oldugu halde, bu mücevherin olmayisina çok, ama pek çok üzülürlermis. O ülkede de pek çok kisi bu mücevheri elde edebilmek için kanlarini akitmislar, canlarini vermislerse de, bu is zaman zaman, yer yer, ayri ayri oldugundan, onlarin kanlarindaki demir, beyinlerindeki fosfor, kemiklerindeki kireç surada, burada, parça pürçük yitmis, gitmis. Bitürlü biraraya getirilip o mücevherlerden yapilmamis. Hazinede ille de bu mücevherden de bulunmasini isteyen kral ve nazirlar, binlerce sigiri, öküzü, esegi kurban edip onlarin kanindan canindan bu mücevherleri yapmak istemislerse de yine olmamis. Elde edilen sey, mücevher degil, pis, çirkin, kara bir topakmis. Ne yapsak, ne etsek, diye uzun uzun düsünmüsler. Sonunda bu mücevherlerden çok olan ülkelerden bir parçacik istemeye karar vermisler. Komsu ülkelerden birinin basbugu, - Siz hazinenizdekileri bana verirseniz, ben de size bu mücevherden birazcik veririm... demis. Karsilikli oturup konusmuslar. Önce bir ticaret, arkadan da bir siyaset anlasmasi yapmislar. Mücevheri verecek olan ülkenin adamlari zengin hazineye girip, kiliçlardan, kalkanlardan, kirbaçlardan, nallardan en begendiklerini almislar. Her istediklerini aldiktan sonra, findik kadar mücevheri onlara vermisler. Mücevher hazineye girmis ama, gelgelelim bu mücevher, o kadar parlakmis ki, gözlerini kirpmadan günese bakan kral, nazir, saray adamlari bile bu mücevhere bakamiyorlarmis. Bakar bakmaz gözleri kamasip yere yikiliyorlarmis. Bakanlarin içinde kör olanlar bile varmis. Mücevheri veren ülkeye, bu ne istir diye sormuslar. Gelen cevapta söyle deniliyormus: "O mücevher, öyle bir mücevherdir ki, ona kötü gözle bakanlar kör olur. O mücevherlere yalniz iyiler, dogrular, içi disi bir, özü sözü dogru olanlar bakabilir." Bunun üzerine bir saskinliktir baslamis. Bu mücevheri getirenler de yaptiklari isten vazgeçmisler ama, is isten geçmis. Yalniz ülkenin iyi, dogru kisileri mücevhere bakabiliyorlarmis. Ülkenin krali, ülkesindeki bütün bilginleri toplamis. Onlara, - Ben, demis, iyi, dogru bir kisiyim. Buna inaniyormusunuz? Bilginlerden yarisi hiç sesini çikarmamis. Öbür yarisinin çogu, - Sen iyi, dogru bir kisi degilsin!.. diye bagirmislar. Yalniz, seytanin süt kardesi olan birkaç bilgin, krala, - Sen demisler, iyilerden de iyisin, dogrularin en dogrususun!.. Kral kendisine karsi olan bilginlerin iki dudaklarini sirimla diktirip, agizlarini kapatmis. Sorusuna hiç ses çikarmayanlara da - Size bu ülkede bilginlik yasak!.. demis. Iyi, dogru kisi oldugunu söyleyen bilginlere, - Öyleyse, ben neden bu mücevhere bakamiyorum? Siz bilginseniz, göreyim sizi, öyle bisey yapin ki, ben bu güzel mücevhere bakmak zevkinden yoksun kalmayayim. Bu isi kim becerirse, sarayin bas bilgini olacak... demis. Bunun üzerine seytanin sütkardesi olan bilginler, krala, - Hasmetlü efendimiz, demisler, mücevheri ters koyarsaniz, yani basasagi getirirseniz, gözleriniz rahatsiz olmadan ona bakabilirsiniz. Kral, - Gözlerim kör olmaz mi, kamasmaz mi?.. diye sormus. - Hayir, hiçbisey olmaz. Bilginlerin dedigi gibi yapmislar. Mücevher basasagi gelince, kral, nazirlar, bütün saray adamlari ona rahat rahat bakmaya baslamislar
Kotuler Bakamaz Hikayesi 25 Haziran 2010, Cuma günü Hikayece eklenmiş ve 333 kişi tarafından okunmuştur.
|
|
|
|
|